Boran Kürtçe mi?
Kayseri’de yaşamak, bazen zamanın durması gibi bir şeydir. Şehir kalabalık, ama bir o kadar da sessizdir. Her köşede farklı bir hikâye, farklı bir hayal kırıklığı gizlidir. Benim hikâyem de böyle bir yerden, Kayseri’nin arka sokaklarından birinde başlıyor. Kırk yıllık alışkanlıkları, eski dostlukları ve insanların her geçen yıl biraz daha donuklaşan gözlerini gördükçe, kendi kimliğimi ve kökenimi sorgulamaya başladım. Sorular sordum, kendime sordum, bazen de her şeyin ötesinde bir şeyler bulmak umuduyla dünya ya da tanıdıklarımın derinliklerine inmeye çalıştım. Sonunda, bir soruyla karşılaştım: Boran Kürtçe mi?
Bir Gecede Değişen Her Şey
Hayatımın en yoğun olduğu dönemdi. 25 yaşımın yazına girerken, pek çok şey beni zorlamıştı: İş, ilişkiler, geleceğe dair belirsizlikler. Kendimi kaybolmuş hissediyordum. O gece de bir kafede yalnız başıma oturmuş, dışarıda yağan yağmuru izliyordum. Bir an düşündüm, acaba ben kimim? Kimliğim neydi? Gerçekten bu Kayseri’nin bir parçası mıyım? Yoksa bir yabancı mı? Tüm bu sorular beni sıkıştırmaya başladığında, telefonum çaldı.
Boran’dı. Boran, yakın arkadaşım, çocukluk arkadaşımdı. O, hep çok farklı biriydi. Kayseri’nin geleneksel havasına pek uymayan, bazen sıradışı, bazen de kaybolmuş gibi görünen biri. Telefonda sesini duymamla birlikte her şeyin yeniden anlam kazandığını düşündüm. Yine o eski rahatlatıcı sesiyle, bana bir soru sordu: “Boran Kürtçe mi?”
Beni Sarsan Soru
“Boran, ne demek istiyorsun?” dedim, biraz şaşkın. Çünkü bu soruyu sormadan önce Boran’ın en çok sahip çıktığı şey kendi kimliği ve ailesinin geçmişiydi. Hepimizin kimliği, bazen bıçak gibi kesilir ve bir soru bu kesik noktayı derinleştirir. “Boran, Kürtçe mi?” sorusu, o kadar büyük bir anlam taşıyordu ki, içimdeki duyguların patlamasına yol açtı.
Boran, zamanında Kayseri’nin merkezine birkaç kilometre uzaklıktaki köyden gelmişti. Birkaç kuşak önce köylerinin insanları Kürtçe konuşmuştu. Ama Boran’ın ailesi, tıpkı diğer köy halkı gibi, zamanla Türkçeye dönmüş, kendi geçmişini unutmuştu. Ne yazık ki, bu sadece bir dil değişimi değil, bir kimlik değişiminin de habercisiydi. Yıllar sonra, Boran’ın sormak istediği şey, yalnızca bir dil sorusu değildi; bu, hepimizin geçmişle olan bağlantılarımızı, kimliğimizi ve kimlik krizlerimizi sorgulamamız için bir kapıydı.
Geçmişin Beni Sarması
Kürtçe, bir dil olarak hep etrafımdaydı. Köyümde ya da başka yerlerde, bazı insanlardan bu dili duyuyordum ama her zaman biraz yabancıydı. Kayseri’deki yaşamımda Türkçe baskın olmuştu, ama dilin o eski ezgileri bir şekilde kulağımda çınlıyordu. Boran’ın bu soruyu sorması, bir anda yıllarca bastırmaya çalıştığım bir şeyi gün yüzüne çıkardı: Ben kimim? Kayseri’nin merkezine sıkışmış bir genç olarak, bu kadar farklı duyguyu nasıl anlamalıydım?
Bir yandan geçmişimle yüzleşmek istemiyorum, çünkü bu yüzleşme beni bir yere götürmeyecek gibi hissediyorum. Ama diğer yandan, bu dilin derinliklerine inmek, kaybolan kimliklerimizi bulmak istiyorum. “Boran Kürtçe mi?” sorusu bana, sadece dilin ötesindeki anlamları düşündürttü. Bir toplum, bir halk, bir geçmiş… Kayseri’nin dışındaki dünya, ben ve Boran için her zaman çok uzaktı. Birbirimize yakındık, ama bu kadar farklıydık.
Hayal Kırıklıkları ve Yeniden Başlamak
Boran’ın sorusunun ardından birkaç hafta boyunca sadece bu konuda düşündüm. Kayseri’nin sokaklarında yürürken, zamanın ne kadar hızlı geçtiğini fark ettim. Herkes bir şekilde geçmişini unutmuştu, ama unutmamak gerekiyordu. Geriye dönüp bakmak, her şeyin tekrar anlam kazanmasını sağlıyordu. Kendi dilimizi, kimliğimizi, geçmişimizi kaybetmemek; işte belki de tüm bu kaybolan yılların bana öğrettiği tek şey buydu.
O an bir şey fark ettim: Belki de dil sadece bir kelimeler yığını değil, bir halkın ruhunu taşır. Boran’ın sorduğu soru, sadece “Kürtçe”yi değil, bir halkın varlığını, yaşam tarzını ve kökenlerini de sorgulamama neden olmuştu. Bu, bir kimlik arayışıydı, kaybolmuş bir parçanın geri gelme çabasıydı. Ve ben, bu çabanın tam ortasındaydım. Boran’ın sorusuna verdiğim yanıtı hala tam olarak bilmiyorum. Ama bir şey biliyorum: Her şeyin tam anlamıyla “Boran Kürtçe mi?” sorusuyla başladığı bir dünyada, kimlik, geçmiş ve dil bir arada yaşar. Bunu unutmayacağım.
Umut, Değişim ve Yeniden Doğuş
Kayseri’de yaşadığım bu zaman diliminde, içimdeki kimlik arayışını, dilin gücünü ve geçmişle olan bağımı daha çok hissediyorum. İnsanlar, kendi kimliklerini bazen unuturlar. Ama unutmamak gerekir. Çünkü geçmişten gelen dil, bir halkın ruhudur. Boran’ın bana sorduğu o soruya verdiğim cevabın, belki de hayatımda en önemli cevabım olduğunu düşündüm. Bu sorunun içinde sadece bir dil değil, kaybolan bir halkın hikâyesi, büyük bir mücadele, bir direniş vardı.
Boran ve ben, bu soruyu sadece Kayseri’de değil, her yerde sorgulayabilirdik. Çünkü bazen, kimliğimizi kaybetmek yerine, geçmişe doğru bir adım atarak kendimizi yeniden bulabiliriz. Boran’ın Kürtçe sorusu, belki de bu yeniden doğuşu simgeliyordu. Ve bu, bana umut veriyordu. Gelecek, kimseye bağlı değil; kimlik, dil ve kökenler sadece geçmişin değil, geleceğin de parçasıdır.
Şimdi, o günleri düşünüyorum; boran’ın bana sorduğu o soruyu ve Kayseri sokaklarında yavaşça kaybolan bir geçmişi. Bütün bu kaybolan kimliklerin içinde, Boran’ın sorusuna verdiğim cevabın geleceğe ışık tutacağını hissediyorum.